search
top

Zeki Müren

(1931-1996) Sıra dışı kostümleriyle sahnelerde devrim yapan, kusursuz telaffuzuyla bir Zeki Müren Türkçesi yaratan ses sanatçısı, bestekâr, şair, oyuncu; Sanat Güneşi; Paşa.

Müzeyyen Senar gibi Bursalıydı. “Beni ilk duygulandıran, tüylerimi diken diken yapan, bir kadeh içip efkâr dağıttıran ses Müzeyyen Senar’ın sesidir” diyordu. Çocukluğunda kestiği yuvarlak kartonlar üzerine adını yazıyor, soranlara yeni plağının çıktığını söylüyor ve bunları pikabın üzerine koyarak şarkılar okuyordu. İlk musiki terbiyesini ilkokulda tamburi İzzet Gerçeker verdi. Lisede udi Kirkor ve Agopos Efendi’den ders aldı. Şerif İçli, Refik Fersan, Kadri Şençalar ve Sadi Işılay’la meşk etti. İlk bestesini 17 yaşında yazdığı bir akrostiş şiir üzerine yaptı:

Zehretme hayatı bana cananım
Elemlerle doldu benim her anım
Kederinle yanıp sönse de canım
İnan ki ben yine sana hayranım.

Zeki Müren, yeni bir Türkiye’nin habercilerindendi:
Dünya savaşının acı tortusunun dağıldığı, tek parti iktidarının sona erdiği, radyo cihazının ucuzlayarak evlere girmeye başladığı, İstanbul Radyosu’nun atağa kalktığı bir dönemde, ilk defa 20 yaşında, Radyo’da şarkılar söyledi. Ertesi gün herkes birbirine, tane tane okuyan, her dediği anlaşılan bu hanendenin, – genç mi yaşlı mı, kadın mı erkek mi?– kim olduğunu soruyordu. İstanbul Radyosu’nda, neoklasik eserlerle verdiği canlı konserleri 15 yıl kesintisiz sürdürdü. 1955’ten itibaren gazino sahnelerine getirdiği hareket, aynı yıllarda Elvis Presley’in yaptıklarına eşdeğer ağırlıktadır. Müren, sahnede şarkı söyleyen bir heykel değil, bir gösteri insanı olmayı tercih etti. “Halka daha yakın olmak için” icat ettiği T sahne, kendine eşlik eden ünlü sazendeleri bir örnek giydirmesi, Liberace’yi hatırlatır biçimde şatafatlı kıyafetleri, temiz ve usule uygun icrasına ilave ettiği cilveli eda, Münir Nurettin Selçuk ekolünden radikal bir kopuşun ve Senar, Safiye Ayla, Hamiyet Yüceses gibi divaların ötesine uzanan bir değişimin yansımalarıydı.

Zeki Müren’in repertuar ve sazende seçiminde gösterdiği titizlik, musiki çevrelerinde takdirle karşılanmıştır. Kadrosunun bir numaralı sanatçısı, ilk plağı Bir Muhabbet Kuşu’nun bestecisi, efsanevi klarnetçi Şükrü Tunar’dır. Çingene Baron Tunar, 1962 yazında, Tepebaşı Cumhuriyet Gazinosu’nda, tam Zeki Müren Şarap mahzende yıllanır şarkısına girdiği anda,sahnede kalp krizi geçirir ve sandalyesinde yığılarak hayatını yitirir. Zeki Müren imzalı Bir Demet Yasemen, Şimdi Uzaklardasın gibi ünlü eserlerin aslında Tunar’a ait olduğu söylenir. Ancak ne bu dedikodu ne de tersi ispatlanabilmiştir.

Müren, şarkılarını sadece plaklarda ve sahnelerde değil, çektiği filmlerle de hayranlarına sundu. 1954’te Beklenen Şarkı’yla başlayan sinema serüveni, 1971 tarihli Rüya Gibi’yle son buldu. 1965’te Arena Tiyatrosu’nda Robert Anderson’un Çay ve Sempati adlı oyununda, arkadaşlarının alaylarına maruz kalan efemine lise öğrencisi Tom Lee’yi canlandırdı ve rolü hakkında “kendi hayatımı oynuyorum” dedi. 45’liklerinde Agora Meyhanesi, Kahpe Meyhane, Meyhanelerde Akşam Olunca Beni Ara, Elveda Meyhaneci gibi günün moda şarkılarına kendine özgü bir yorum getirirken, 70’lerde dönemin pop trendine de uydu, Batı enstrümanlarını orkestrasına kattı. 80’lerde arabeske meyletti, arabesk oratoryosu olarak tarihe geçen Kahır Mektubu bu türün şahikası oldu:

Ne zaman iki satır yazmaya kalksam
Hep sana, hep seni, hep bizi yazıyorum
Ne zaman bir kadeh alsam elime
Hep sana, hep seni, hep bizi içiyorum
Her gece kederdeyim, durmadan içiyorum
Sevda ektim kalbime, yalnızlık biçiyorum

1965’te yayınlanan Bıldırcın Yağmuru adlı şiir kitabındaki bir şiir şu dizelerle başlar:

Rakımda buz parçasısın
Yudumladıkça yanarım
Sen Aysberglerin torununun torunu
Ben Macellanın ta kendisi
Kutuplarda Ekvatoru keşfettim.

Zeki Müren sahneye asla içkili çıkmaz, o akşamki zaferini kutlamak için program sonrası mutlaka bir yorgunluk rakısı veya viskisi alır, bazen çeşitli gece kulüplerinde sabahı getirirdi. Pavyonlar, sürekli gittiği mekânlardı. Şöhretinin ilk yıllarında, Emine Adalet Pee’yi izlemek için her gece Çil Pavyon’un kapısını aşındırdı. İzleyici karşısına ilk kez 1955’te Küçükçiftlik Parkı Gazinosu’nda çıkan Müren, uğruna gazinocuların kıyasıya savaştığı bir yıldızdı. Savaşın galibi genellikle Fahrettin Aslan’dı; yıllar boyu Behiye Aksoy’la dönüşümlü olarak Aslan’ın Maksim’inin neonlarına adını yazdırdı. Gazino sahnelerine veda ettiği 70’lerin ortalarından sonra Türkiye, onun boş bıraktığı alanda Bülent Ersoy’un yükselişine tanık oldu. Bodrum’da bugün müzeye dönüştürülen evine yerleşen Müren, yıllarca Bodrum meyhane ve barlarında kalabalıkla beraber yiyip içti, son konserini 1984’te Bodrum Kalesi’nde vererek sağlık sorunları nedeniyle inzivaya çekildi. Üzerine pek konuşmadığı ancak hiç saklamadığı cinsel tercihine rağmen halkta yarattığı derin sevgi, daha uzun yıllar toplumbilimcileri meşgul edecek gibi gözüküyor. Müren’in, –bir ölçüde Bülent Ersoy’la birlikte– eğlence hayatına kattığı soluk, Batılı rock starlarının da dikkatini çekiyor. İstanbul’da konser veren Morrissey, Marc Almond, Antony gibi sanatçıların sahneden onlara gönderdiği selam, şaşkınlıkla karışık bir saygının tezahürü.

Rakı Ansiklopedisi‘nden alınmıştır.

Yorum yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

top